With the frenzy atmosphere reigning in the city over the past few months, a lot of people living abroad are wondering why expats are not fleeing Istanbul while they still can. There are plenty of reasons why expats should stay here.  In this Unique Stories’ section, meet expats from all over the world who made the “I” city their new home.

Son aylarda tüm şehri ele geçiren kasvetli ortam nedeniyle yurtdışında yaşayan pek çok kişi İstanbul’da yaşayan yabancıların vakit hala geç değilken neden şehri terk etmediğini merak ediyor. Yabancıların burada yaşamaya devam etmek için pek çok sebebi var. Unique Stories’in bu bölümünde dünyanın dört bir yanından gelip bu şehri yuva edinen yabancılarla tanışacaksınız.

Cherie, USA, Former regional press officer for the UN and currently working on her first memoir, Cihangir

John and I met at a pool party organized by the National Enquirer, my former employer more than thirty years ago. He was coming from the publishing world and I was writing gossip columns. Several years later, we were based in New York where I was working for the United Nations as a communication and press officer. When Ted Turner, the founder of CNN and media mogul made a massive donation to the U.N, an opportunity to be part of a team monitoring the conditions of the press in Thailand came up. On the 31st of December 2000, we moved to Bangkok with our two daughters, Casey and Kayla. My job assignment was initially 18 months, but we enjoyed our life there and decided to stay. Our girls grew up in Thailand and loved it. Thanks to my job, I got to travel all over the world. Two years ago, the UNDP opened a regional hub in Turkey and offered me a similar job in Istanbul. Our girls were no longer living with us, and after fourteen years in Thailand, we took an unplanned detour in Turkey. After a while, I felt the need for a change and quit my job. I didn’t have a clear plan about what to do next. One of my young colleagues told me: “you cannot go quietly in the dark after thirty years working for the U.N!” So I wrote a blog post on Medium entitled “Five things I learned working in the U.N for 30 years” and it was downloaded more than 10 thousand times.  I was happily surprised and it encouraged me to write more. I’m still doing some freelancing work for the U.N but I essentially focus on writing my memoir. For now, the title is “The U.N. Told Story” but it’s still a work in progress. I have better writing days than others but I’m very lucky to have John’s support. He is very supportive and willing to help me by either giving me feedback or the space that I sometimes need. Writing gossip stories for the National Enquirer is way easier than writing about my own experience. I also like to read the chapters I’m working on at Spoken Word because the audience’s reaction gives me another form of feedback. As many expats living in Turkey, our families and friends have been worried about our safety in the past year. Our house was shaken during the suicide bombing in Sultanahmet and on the night of the coup, a sonic bomb blasted one of our windows. But despite these incidents, we still feel safe and really privileged to live here. I am still enjoying my coffee or snack on the balcony and feel grateful every morning to wake up to such an amazing view. It’s like being on the deck of a ship!

John, Canada, owner of a publishing company based in Bangkok, Cihangir

 As Cherie mentioned, my background is in publishing and production in media. After working in Montreal in the early years of my career, I moved to New York and worked for different publishing houses and media conglomerates including Conde Nast. When we moved to Bangkok, I started doing more consulting and freelancing work. Three years ago, I launched my own publishing company in Bangkok called GM. Working in publishing brings a lot of diversity into your work. You get to work with people coming from different industries and it is a great way to meet interesting people and benefit from their experiences. Besides, Bangkok has this special vibe that attracts creative and entrepreneurial spirits. It’s quite an amazing city. In addition to that, all the foreigners know and are connected with each other somehow. I have noticed that in Istanbul unlike Bangkok, there’s not a sprawling point to meet other foreigners, which makes it difficult to connect with the other expats.  It was a little bit difficult at the beginning because wherever you’re from, you think that the place you live in is the center of your universe and we were used to a more active social life. But after two years in Istanbul, we have now our circle of friends and are happy in Istanbul. We were, as everyone else shocked by the failed coup on July 15th because it was unexpected.  We survived two military coups in Thailand in 2006 and 2014 but you never get used to this. Some of our friends joke about the fact that governments should be worried about the stability of their countries whenever we decide to settle somewhere…

Cherie, ABD, eski BM bölgesel basın sözcüsü, halihazırda anı kitabını yazıyor, Cihangir

John’la otuz yıldan evvel çalıştığım National Enquirer’ın düzenlediği bir havuz başı partisinde tanıştık. Yayıncılıktan geliyordu John, ben de dedikodu köşe yazarlığı yapıyordum. Birkaç yıl sonra ikimiz de New York’taydık, ben bu sefer Birleşmiş Milletler’in iletişim ve basın sözcüsüydüm. CNN’in kurucusu, medya devi Ted Turner BM’ye epey yüklü bir bağışta bulunduğunda bir fırsat doğdu. Tayland basının şartlarını izleyecek bir ekibe katılma şansı yakaladım. 31 Aralık 2000’de iki kızımız Casey ve Kayla’yla birlikte Bangkok’a taşındık. Görev sürem baştan on sekiz ayla sınırlıydı, ama oradaki hayatımızdan zevk alıyorduk ve kalmaya karar verdik. Kızlarımız Tayland’da büyüdüler, orayı çok sevdiler. İşim sayesinde tüm dünyayı gezme fırsatı yakaladım. İki yıl önce BM Kalkınma Programı (UNDP) Türkiye’de bölgesel bir merkez kurdu, BM Tayland’dakine benzer bir işi İstanbul’da verdi bana. Kızlarımız artık bizimle yaşamıyordu, Tayland’da geçirdiğimiz on dört yıldan sonra hiç hesapta yokken İstanbul’a rotayı kırdık. Bir süre sonra, değişim ihtiyacı hissettim ve işimden ayrıldım. Bir sonraki adımımın ne olacağına dair net bir planım yoktu. Genç bir meslektaşım şöyle dedi: “BM’de otuz yıl çalıştıktan sonra böyle sessiz sedasız kabuğuna çekilemezsin!” dedi. Ben de Medium üzerinde “BM’de 30 yıl çalıştığım esnada öğrendiğim 5 şey” başlıklı bir blog yazısı yazdım. 10 binden fazla kişi yazıyı bilgisayarına indirdi. Mutlulukla karışık hayret verici bir durum oldu, beni daha fazla yazmaya teşvik etti. BM için hala bir miktar serbest iş yapıyorum ama esas olarak anı kitabımı yazmaya odaklanıyorum. Kitabın adı şimdilik “BM’nin Anlatılmayan Öyküsü” ama hala yazım aşamasında. Bazı günler diğerlerinden daha verimli geçiyor ama John’un desteği bana kendimi çok şanslı hissettiriyor. Gerek geri bildirim vermek, gerek ara sıra ihtiyacım olan alanı açmak olsun bana çok destek oluyor. National Enquirer için dedikodu köşesi yazmak kendi deneyimimi anlatmaktan çok daha kolay. Üzerine çalıştığım bölümleri Spoken Word’de okumayı da seviyorum çünkü oradaki kitlenin tepkisi de bana bir nevi geri bildirim sunuyor. Türkiye’de yaşayan birçok yabancı gibi, bizim de ailelerimiz ve arkadaşlarımız geçtiğimiz yıl güvenliğimiz hakkında endişe duydu. Sultanahmet’teki intihar saldırısı esnasında evimiz sarsıldı, darbe gecesiyse bir ses bombası camlarımızdan birini indirdi. Ama bu olaylara rağmen biz burada hala kendimizi güvende ve son derece ayrıcalıklı hissediyoruz. Hala balkonda kahvemi içip bir şeyler atıştırmayı seviyorum, her sabah bu kadar şahane bir manzaraya karşı uyandığım için şükrediyorum. Sanki bir geminin güvertesindeymişim gibi hissediyorum.

John, Kanada, Bangkok’ta bir yayınevi sahibi, Cihangir

Cherie’nin ifade ettiği gibi yayıncılık ve prodüksiyon alanlarından geliyorum. Kariyerimin ilk yıllarında Montreal’de çalıştıktan sonra New York’a taşındım ve Conde Nast gibi medya devleri dahil farklı yayınevlerinde çalıştım. Bangkok’a taşındığımızda daha fazla danışmanlık yapma ve serbest çalışma imkanım oldu. Üç yıl önce Bangkok’ta GM adı altında kendi yayınevimi kurdum. Yayıncılık işlerinize epey çeşitlilik katıyor. Farklı sektörlerden gelen insanlarla çalışıyorsunuz, ilginç insanlar tanıyıp onların deneyimlerinden yararlanabiliyorsunuz. Bunun yanı sıra Bangkok’un yaratıcı ve girişimci ruhları cezbeden özel bir havası var. Edindiğim izlenime göre Bangkok’takine kıyasla İstanbul’da diğer yabancılarla tanışma olanağı veren yaygın bir ağ yok. Bu da diğer yabancılarla tanışmayı güç kılıyor. Başta biraz zordu çünkü her nereden geliyor olursanız olun, yaşadığınız yer evreninizin merkeziymiş gibi hissediyorsunuz. Biz daha aktif bir sosyal hayata alışkındık. Ama İstanbul’da yaşadığımız iki yılın ertesinde artık kendi arkadaş çevremiz var ve mutluyuz burada. Herkes gibi biz de 15 Temmuz gecesindeki başarısız darbe girişiminde şoka uğradık. Beklemediğimiz bir şeydi. Tayland’da 2006 ve 2014’te iki askeri darbeyi sağ salim atlattık ama bu tür şeylere alışmak pek mümkün olmuyor. Bazı arkadaşlarımız bizimle alay ediyor. Nereye taşınırsanız o ülkede hükümet istikrar kaygısı gütmeye başlasın artık diyorlar.

Iman , 20, Ethiopia, Boğaziçi University

If you would have told me two years ago that I would study and live here, I would have laughed. I was planning on studying in the United States and to me Istanbul was this exotic place I would visit after my studies. But getting financial aid in the US is super hard and when I got a scholarship to study in Bogaziçi Univeristy, I said to myself: “let’s go!” I started researching about Turkey and got very curious about this part of the world. I study mechanical engineering and ultimately I would like to specialize in automotive engineering. I have been fascinated with cars since a very young age, although it’s not the first thing you’d assume when you look at me. I am very feminine and many people believe that it doesn’t go with doing maths or physics. You should have seen the face of my classmates when I showed up the first day of school in my flashy pink dress! Before I left Ethiopia, people were telling me that it would be hard for me because Istanbul was very westernized and that no one was wearing a hijab. It was obviously not true, and I am very pleased with the diversity I see throughout the city. It shows that you don’t have to be a certain way to fit in. Staying true to who I am is my way of rebelling against stereotypes.  I have younger sisters and cousins, and I want them to feel empowered and teach them about sisterhood. When I see women bringing down each other I wonder: “why would you hurt your gender to get attention or love from the other gender?” But I am also aware that misogynic and prejudicial attitudes towards women all over the world tend to encourage this type of behavior. Do I consider myself as a feminist? Yes, but I am sometimes frustrated with the way the media only portray one type of feminism. For instance, I think that you can aspire to be a wife and a mother and still be a feminist. I also think that “mainstream” feminists could sometimes be more culturally sensitive to the other feminists living in different parts of the world and advocating for different issues. It is also crucial that men join the conversation so they can no longer be oblivious of the topic and change their general negative opinion about feminism. I am not sure about my next move, but living in Istanbul had taught me how to be more open rather than making rigid plans. I’d like to explore more and see different places and since the world is a big place…

 İman , 20, Etiyopya, Boğaziçi Üniversitesi

İki yıl önce burada okuyacak ve yaşayacaksın deseydiniz, güler geçerdim. Amerika’da okuma planım vardı ve İstanbul benim için eğitimim bittikten sonra ziyaret edebileceğim egzotik bir yer gibiydi. Ama Amerika’da eğitim için mali destek almak çok güç. Boğaziçi Üniversitesi’nde okumak üzere burs aldığımda Hadi! dedim kendime ve Türkiye’yi araştırmaya başladım. Araştırmalarım esnasında dünyanın bu köşesi epey merakımı uyandırdı. Makine mühendisliği okuyorum, otomotiv mühendisliğinde uzmanlaşmak istiyorum. İlk bakışta öyle bir izlenim vermesem de küçüklüğümden beri arabaları çok büyüleyici bulmuşumdur. Epey kadınsı biriyim. Pek çok kişiyse matematik ve fizikle uğraşıyor olmamı bununla bağdaştıramıyor. Okulun ilk günü parlak pembe elbisemle derse girdiğimde sınıf arkadaşlarımın yüzünü görmeliydiniz! Etiyopya’dan ayrılmadan önce çok Batılılaşmış olduğu ve kimse başörtülü olmadığı için İstanbul’da zorlanacağımı söylediler. Elbette doğru değildi bu, şehrin bu denli renkli oluşunu görmekten çok memnunum. Uyum sağlamak için tek bir kalıba girmenize gerek yok. Kim olduğuma sadık kalarak basmakalıplara başkaldırıyorum. Kız kardeşlerim, benden küçük kuzenlerim var. Onların kendilerini güçlü hissetmesini ve kız kardeşliğin ne olduğunu öğrenmelerini istiyorum. Kadınların birbirini üzdüğünü gördüğümde şunu sormadan edemiyorum: Karşı cinsin ilgi veya sevgisini kazanmak için neden hemcinsini incitiyorsun? Ama dünyanın dört bir yanındaki kadın düşmanlığı, kadınlara karşı ön yargılı tavırların bu tür davranışları beslediğinin de farkındayım. Kendimi feminist olarak mı görüyorum? Evet ama medyada yalnızca tek tip feminizmin yansıtılması canımı sıkıyor. Örneğin eş veya anne olup aynı zamanda feminist de olabilirsiniz. Bence “ana akım” feministler dünyanın farklı yerlerinde yaşayan ve farklı sorunların savunuculuğunu yapan diğer feministlere karşı kültürel olarak daha hassas olabilir. Erkeklerin de tartışmaya katılıp artık konudan bihaber olmamaları çok mühim. Böylelikle feminizme ilişkin genel negatif düşüncelerini değiştirebilirler. Bir sonraki adımım ne olacak emin değilim ama İstanbul’da yaşıyor olmak beni katı planlar yapmaktansa daha açık olmayı öğretti. Daha fazla keşfederek farklı yerleri görmeyi istiyorum. Dünya büyük bir yer... 

 

Luke, England, private English teacher and writer, Beyoğlu.

I am originally from the countryside of Yorkshire, and I have been in Istanbul for about 9 months after teaching in Japan for two and half years. With the recent events in Turkey, my friends are telling me to leave but I am not planning on going anywhere, since I’m feeling very safe here. People in Western Europe mistakenly associate Istanbul with danger and I find it to be quite shocking. But on the other hand, you only see the conservative and old side of the Istanbul in movies or in the media but nothing about Cihangir or all the original and fascinating places in the city. Besides, I will never leave terrorists dictate how I will live my life. Although I had always been a massive reader and very imaginative growing up, writing became part of my life only three and a half years ago. I ran into a friend who had just written a novel and told myself “if he can do it, I can do it too.”  The main advantage of being a private teacher is that I have plenty of time to write. In addition to that, I find people living in Istanbul particularly interesting and original. For instance, attending and getting involved with Spoken Word Istanbul has definitively helped me a lot to develop as a writer/performer and a person. My style is a mix between fantasy writing and realism and I try to incorporate some of my personal experiences into my work. I mostly write short stories, but I also have a novel in progress about a young detective living in Tokyo. In order to get published, I think you got to keep sending your stories and not being discouraged if you don’t achieve success right away. The author Alan Moore once said: “If you are writing every day, even if you never get published, you are a writer.” When I finish a story, I generally print two copies: one for myself, and one that is to be sent to a publisher. After that, I start writing another story right away. Also, I believe it’s important to share your work and collaborate with other writers. I haven’t been published yet, but I am getting more and more positive and detailed feedback from editors. I see that as a positive thing and it encourages me to keep writing.

Luke, İngiltere, İngilizce özel ders öğretmeni ve yazar, Beyoğlu.

Aslen Yorkshire’ın kırsal kesiminden geliyorum. Japonya’da iki buçuk yıl öğretmenlik yaptıktan sonra İstanbul’a geldim, yaklaşık dokuz aydır buradayım. Türkiye’de son zamanlarda olup bitenlerden sonra arkadaşlarım orayı terk et diyorlar ama ben hiçbir yere gitmeyi düşünmüyorum çünkü burada kendimi çok güvende hissediyorum. Batı Avrupalılar İstanbul’u tehlikeyle özdeşleştirerek hata ediyor. Bu beni çok hayrete düşüren bir durum. Ama öte yandan filmler ya da medyaya bakıyorsunuz, İstanbul’un yalnızca muhafazakar, tarihi yönlerini resmediliyor; Cihangir ya da şehrin kendine özgü, harikulade başka yönleri görmezden geliniyor. Bunun da ötesinde, teröristlerin bana hayatımı nasıl yaşamam gerektiğini dikte etmesine izin verecek değilim. Çok kitap okuyarak, engin bir hayal gücüyle büyümüş olsam da yazarlık serüvenim yalnızca üç buçuk yıl öncesine dayanıyor. Bir gün bir arkadaşıma rastladım, roman yazdığını söyledi. Ben de kendi kendime “O yapabiliyorsa, ben de yapabilirim.” dedim. Özel ders öğretmeni olarak en büyük avantajım, yazı yazmaya epey vakit ayırabiliyor olmam. Ayrıca İstanbul’da yaşayan insanları özellikle ilginç ve orijinal buluyorum. Örneğin Spoken Word İstanbul camiasına dahil olduğumdan beri yazar ve performansçı olarak, ayrıca insani anlamda kendimi epey geliştirdim. Yazılarımda fantastik ve gerçekçi tarzı harmanlıyorum. Bunun yanında kişisel deneyimlerimin de bir kısmını yazılarıma aktarmaya çalışıyorum. Ağırlıklı olarak öykü yazıyorum ama aynı zamanda Tokyo’da yaşayan genç bir dedektifi anlatan bir roman da yazıyorum. Bence öykülerinizin yayınlanmasını istiyorsanız, hemen başarıya ulaşamadığınızda cesaretinizi kırmadan yazılarınızı yayıncılara yollamaya devam etmelisiniz. Yazar Alan Moore’un dediği gibi, “Eğer her gün yazıyorsanız, yazdıklarınız hiçbir zaman yayınlanmasa bile, yazarsınız demektir.” Bir öyküyü tamamladığımda genelde iki adet çıktı alıyorum: Biri kendim için, diğeri de yayıncılara gönderilecek kopya. Bunun sonrasında vakit kaybetmeden hemen yeni bir öykü yazmaya başlıyorum. Aynı zamanda yazılarımı paylaşmanın ve başka yazarlarla işbirliği halinde olmanın önemine inananlardanım. Henüz hiçbir öyküm yayınlanmadı ama editörlerden giderek daha olumlu ve ayrıntılı geribildirim alıyorum. Bunu olumlu bir gelişme olarak görüyorum, yazmaya devam etmem için de beni teşvik ediyor.

Astrid, France, French teacher at Galatasaray University.

I’ve been in Istanbul for 4 years. Before that, I lived in Singapore, India and Thailand and was working in local schools for the French Institute. I chose to move here because I wanted to be closer to my family and Istanbul was on the way. Joke aside, I had visited the city before and I instantly felt connected to its vibrant culture. If you wish to experiment something different, Istanbul will never disappoint you! I really believe that Istanbul is at crossroads between Europe and Asia and it’s a place where tradition and modernity blend in a beautifully. I lived in different neighborhoods, but Tophane is the place I truly feel home; it’s my bird’s nest. It is very central, yet I don’t have to deal with the horrendous traffic of the city and can get to work in 20 minutes by bike. What I love the most about Istanbul is that I live a village life in a metropolis. In my neighborhood, everyone knows each other, and it’s great to belong to a community, it makes me feel very safe. For instance, when I have a bad day, everyone takes care of me and makes sure that I am ok, I love the personal touch of living in a small neighborhood. Plus the fact that I have my dog Morris with me makes it easier to connect with the people. He has become the mascot of Tophane; kids love to play with him and my neighbors have gotten used to him. They say, “we usually don’t like dogs, but we like Morris.”Tophane is quite conservative and tensions sometimes arise but globally everyone lives together in mutual respect. A lot of expats are leaving but I want to stay. Although I understand them, I don’t believe that things are much safer in Europe for instance. People often tell me that I am brave to live abroad but leaving was the easy thing. I am not ready to go back to France because the social and economic climate is stressful there. Nowadays, when I take the plane to go to France, I go there to “visit”. But when I take the plane to Istanbul, I am going “home”.

Astrid, Fransa, Galatasaray Üniversitesi’nde Öğretmen.

Dört yıldır İstanbul’da yaşıyorum. Öncesinde Singapur, Hindistan ve Tayland’da Fransız Enstitüsü’ne ait yerel okullarda çalıştım. Buraya taşınmamın sebebi, aileme daha yakın olmak isteyişim, İstanbul da yolum üzerindeydi. Şaka bir yana İstanbul’a daha önce gelmiş, kentin hareketli kültürüyle hemen bağ kurabilmiştim. Eğer farklı bir şey denemek istiyorsanız İstanbul sizi asla hayal kırıklığına uğratmayacak! İstanbul’un gerçekten Avrupa ve Asya arasında bir kavşakta olduğunu ve gelenekle modernliğin hoş bir şekilde harmanlandığını düşünüyorum.  Farklı muhitlerde yaşadım ama kendimi tam anlamıyla evimde, yuvamda hissettiğim yer Tophane. Çok merkezi bir konumu var, şehrin korkunç trafiğine katlanmak zorunda kalmadan yirmi dakikada bisikletle işe gidebiliyorum. İstanbul’a dair en çok sevdiğim şey metropolde köy hayatı yaşayabilmem. Mahallemde herkes birbirini tanıyor, bir topluluğa ait hissetmek çok iyi geliyor, kendimi çok güvende hissediyorum. Örneğin canım sıkkın olduğu günlerde herkes gelip beni yokluyor, iyi olduğuma emin oluyor. Küçük bir mahallede yaşamanın getirdiği bu insani dokunuşları seviyorum. Bir de köpeğim Morris insanlarla temas kurmamı kolaylaştırıyor. Tophane’nin maskotu oldu adeta; çocuklar onunla oynamayı seviyor, komşularım da alıştı. “Normalde köpekleri sevmeyiz ama Morris’i seviyoruz.” diyorlar. Tophane muhafazakar bir yer, ara sıra gerilim yaşandığı oluyor ama genel olarak herkes karşılıklı saygı anlayışıyla yaşıyor burada. Birçok yabancı ülkeyi terk ediyor ama ben kalmak istiyorum. Onları anlıyorum ama Avrupa’nın daha güvenli bir yer olduğunu düşünmüyorum mesela. İnsanlar sıklıkla yurtdışında yaşadığım için cesur biri olduğumu söylüyor ama bir yerden ayrılmak işin kolay yanı. Fransa’ya geri dönmeye hazır değilim çünkü stresli bir sosyal ve ekonomik ortam hakim. Fransa’ya gitmek üzere uçağa bindiğimde “ziyaret” etmek üzere gidiyorum. İstanbul’a gitmek için uçağa bindiğimdeyse “eve” gidiyorum.

Paz, 31 New York, English teacher/ passionate poet/ meditation trainer

I am originally from New York where I started teaching right after graduating from uni. After a while, I joined the Peace Corps and worked in small schools in Vanuatu. I had a lot of free time on my hands and because I always liked to express myself through different types of art, it was a great opportunity for me to write and paint more. I believed that Toni Morrison’s Beloved and Tupac, who is to me one of the most genius but underrated artists of the 20th century influenced me as a writer. So far, I have written 7 plays and am currently working on a new one. My writing generally focuses on issues I am interested in such as spirituality, sexual diversity, cultural differences or HIV/AIDS. In my paintings, I am particularly inspired by the bold use of colors, the wide techniques used in aboriginal art and I like to wander in art galleries around Cihangir or check out exhibitions from the Sabanci Art Museum. After living in Vanuatu for about two years, I felt the need to experience something different. I had already visited Turkey and had a bunch of friends living here, so it made everything easier when I first arrived.  Right now, I’m taking some time off after working for Wall Street English. I have recently got involved with Istanbul and I because I believe that taking part to social projects that involves the young generation is the right thing to do. Besides, I have always enjoyed working with young people whether it was in teaching, painting a mural in Harlem, doing projects with the youth in prison or raising awareness about HIV/AIDS. They will shape the future, so it is crucial that we create networks in which they feel integrated and part of society. I am also in charge of a meditation group called Istanbul Lotus River where I teach meditation techniques. I discovered Buddhism via a book called “Creating True Peace” by Zen master Thich Nhat Hanh while I was going through rough times at work ten years ago. Being a Buddhist and practicing mindfulness has helped me to become a better listener, live in the present and remove myself from negative energy. In the troubles times we live in, I think that the best way to create peace in the world is to create peace within ourselves.

Paz, 31 New York, İngilizce öğretmeni / tutkulu şair / meditasyon eğitmeni

Aslen New York’luyum. Üniversiteden mezun olur olmaz öğretmenliğe başladım. Sonrasında Barış Gücü’ne katılıp Vanuatu’da küçük okullarda çalıştım. Boş zamanım çok olduğundan ve kendimi farklı sanat dallarında ifade etmekten her daim hoşlandığımdan bu dönemde daha fazla yazma ve resim yapma imkanım oldu. Toni Morrison’ın Sevilen adlı kitabı ve bence yirminci yüzyılın en dahi ama en hafife alınan sanatçılarından Tupac yazar olarak bana ilham veren isimler oldu. Şimdiye dek yedi oyun yazdım ve halihazırda yeni bir oyun üzerine çalışıyorum. Genelde maneviyat, cinsel çeşitlilik, kültürel farklılıklar veya HIV/ AIDS gibi ilgi alanlarım üzerine yazıyorum. Resimlerimdeyse özellikle aborjin sanatında kullanılan cesur renklerden, geniş tekniklerden ilham alıyorum. Cihangir’deki sanat galerilerini ya da Sabancı Müzesi’ndeki sergileri gezmeyi seviyorum. İki yıl Vanuatu’da yaşadıktan sonra farklı şeyler ifade etme ihtiyacı duydum. Türkiye’ye daha önce gelmiştim. Burada yaşayan arkadaşlarım da olduğu için tekrar geri geldiğimde alışmam zor olmadı. Wall Street English’te bir süre çalıştıktan sonra şu anda bir süre ara verdim. İstanbul’la yeni yeni temas haline geçiyorum. Genç nesli dahil eden sosyal projelere katılmanın doğruluğuna inanıyorum. Bunun yanında ister öğretmenlik yoluyla, ister Harlem’de bir duvar resmi yaparak, ister cezaevinde birlikte projeler yaparak ya da HIV/AIDS konusunda farkındalık yaratarak olsun gençlerle çalışmayı hep sevmişimdir. Geleceği şekillendirecek olanlar gençler olduğu için toplumun bir parçası hissetmelerine yardımcı olacak ağlar kurmak çok mühim. Aynı zamanda Istanbul Lotus River adlı meditasyon tekniklerini öğrettiğimiz bir grubu yönetiyorum. Budizm’i on yıl önce iş yerimde zor bir dönemden geçtiğim esnada Zen üstadı Thich Nhat Hanh’ın yazdığı “Creating True Peace” adlı kitapla keşfettim. Budist olmak ve farkındalık pratiği edinmek daha iyi bir dinleyici olmamı sağladı, anda yaşamamı ve kendimi negatif enerjiden uzak tutmamı sağladı. İçinden geçtiğimiz bu zor zamanlarda bence dünyada barışı tesis etmenin en iyi yolu kendi içimizde huzur bulmaktan geçiyor.

Eleonora, Italy (Taranto), former teacher/ ray of light and energy currently volunteering in a refugee center in Balat

Two years ago, I was the creative director of an art festival in my hometown when migrants mostly from Gambia arrived in our community. Although I had no previous experience, I started teaching them Italian to give them better chances to cope with their new environment. It turned out to be a defining moment for me: I wanted to teach. When a teaching opportunity in Turkey came up, I went for it. Since then, I had the chance to work and live in different parts of Istanbul, which gave me the opportunity to see the multiple faces of the city.  I also fell in and out of love, had my share of drama, but I wouldn’t change a thing because experiencing things fully (good or bad) is who I am. Yes, it is a big city where anything can happen, but I feel more confortable in the chaos. I often say that one year in Istanbul is equivalent to ten years anywhere else. When I sometimes question myself about my choice to stay here, I know that deep down there are still things I want to accomplish here. I’ve recently quit my teaching job and I am currently volunteering at the Yusra Community Center in Balat. We give arts, English and Arabic classes and general assistance to people and children in need. But because I am constantly looking for new challenges, I am now considering getting a Master’s degree with the prospect to work for an international organization within the EU two years from now.

Eleonora, İtalya (Taranto), eski öğretmen/ halihazırda Balat’ta bir mülteci merkezinde gönüllü hizmet veren bir ışık ve enerji demet

İki yıl önce çoğunlukla Gambiya’dan gelen göçmenlerin gelmeye başladığı sırada doğup büyüdüğüm şehirde bir sanat festivalinin yaratıcı yönetmenliğini yürütüyordum. Daha önce herhangi bir deneyimim olmamasına rağmen göçmenlerin içinde bulundukları bu yeni ortamla daha iyi başa çıkmalarına yardımcı olmak için İtalyanca öğretmeye başladım. Hayatımı yeniden yazan bir an oldu diyebilirim: Öğretmen olmak istiyordum. Türkiye’de öğretmenlik şansı doğunca peşinden gittim. O vakitten beri İstanbul’un farklı yerlerinde çalışma ve yaşama imkanım oldu ve şehrin farklı yüzlerini keşfettim. Aşık olup, aşkımdan usandığım anlar da oldu, dramatik tecrübelerim de; ama şimdiye kadar yaşadıklarımdan hiçbir anı değiştirmek istemezdim çünkü iyisiyle kötüsüyle her şeyi tam olarak deneyimlemek tam da beni yansıtan bir şey. Evet başınıza her şeyin gelebileceği kocaman bir şehir burası ama ben kaos ortasında daha rahat hissediyorum kendimi. İstanbul’da geçireceğiniz bir yıl başka bir yerin on yılına bedel diye düşünüyorum genelde. Burada yaşama tercihimi sorguladığım zamanlarda, içimden bir ses hala İstanbul’da hala yapmak istediğim şeyler olduğunu söylüyor. Kısa bir süre önce öğretmenliği bırakıp Balat’taki toplum merkezi Yusra Community Center’da çalışmaya başladım. İhtiyacı olan yetişkin ve çocuklara sanat, İngilizce, Arapça dersleri veriyor ve genel yardımda bulunuyoruz. Kendime daima yeni ve zorlu hedefler aradığım için, iki yıl sonra uluslararası bir AB kurumu bünyesinde çalışma planım doğrultusunda yüksek lisans yapmayı düşünüyorum.

Jennifer, France, storyteller/tennis coach in Gültepe:                                                                                                                                                              "Living in Istanbul has changed my perception about almost everything. The city makes you believe in love at first sight again. So far, it’s been a cathartic experience because I‘ve learned how to let go and surrender. I have learned how to love the organized chaos, accept to be vulnerable in a country I don’t speak the language, trust and connect with people I would usually never talk to and rely on my gut feeling more than ever. When I stand on top of this building, I look over the city, enjoy its endless noise and feel true bliss. And when you experience bliss, why would you go anywhere?"

Jennifer, Fransa, öykü anlatıcısı ve tenis koçu Gültepe'yde:                                                                                                                                                                                     İstanbul’da yaşamak benim neredeyse her şeye dair algımı değiştirdi. Bu şehir sizi ilk görüşte aşka yeniden inandırır. Bugüne dek İstanbul deneyimim çok yoğun hislerle her şeyi akışına bırakıp teslim olmayı öğreten bir deneyim oldu. Bu düzenli kaosu sevmeyi, dilini bilmediğim bir ülkede korumasız kaldığımı kabullenmeyi, normalde hiç konuşmayacağım insanlara güvenmeyi, onlarla temas kurmayı ve içimdeki sese her zamankinden daha çok kulak vermeyi öğrendim. Bu binanın tepesine çıktığımda şehri seyre dalıyorum, bitip tükenmek bilmeyen gürültünün tadına varıp hakiki bir mutluluk hissediyorum. Böyle bir mutluluğa kavuşmuşsanız neden başka bir yere gitmek isteyesiniz ki?

Sakinah, Malaysia, handmade jewelry designer in Karaköy:        

" I've always known deep in my heart that I feel at home in this city, I feel at peace with myself, and at the same time I feel so alive... since the very first day. Some people asked why do I want to live in Istanbul when it's crowded, chaotic and have so many problems? My answer is simple, you don't fall in love with something or someone simply because it's perfect. I feel that I'm myself again here and I've finally found home. I miss Istanbul every day when I'm away, and you're asking me why am I still here?"

Sakinah, Malezya, el yapımı mücevher tasarımcısı Karaköy'da:                                                                                                   

"Ruhumun en derinlerinde hep bu şehrin yuvam olduğunu hissettim. İlk günden beri hem kendime dair huzur buluyorum, hem de yaşadığımı dolu dolu hissediyorum. Bazı insanlar bu kadar kalabalık, kaotik ve birçok sorunu olan bir şehirde neden yaşamak istiyorsun diye soruyor. Cevabım basit: Herhangi birine veya bir şeye aşık olmanız için onun illa mükemmel olması mı gerek? Buradayken tekrar kendim olabildiğimi ve nihayet bir yuvam olduğunu hissediyorum. İstanbul’dan ayrı düştüğüm her an onu özlüyorum. Siz bana hala neden burada olduğumu mu soruyorsunuz?”