Positive Vibes Anyone? Meet Melissa Clissold, Zeytin's co lead singer and Turkey's National Director of the Duke of Edinburgh International Award

I remember the first time I saw Melissa. A friend had told me about a “monthly musical gathering” called Jam Sessions Turkey, and I thought it would be a change from my Saturday night’s “Netflix and Chill” routine.  When she came on stage, she did a cover of “Hit the Road Jack,” and my jaw dropped. It felt like a solar version of Janis Joplin decided to come hang out with us for a night. After a little research, I found out that she was a kick-ass singer, the co-lead singer of a band called Zeytin but also, the National Director of the Duke of Edinburgh Award Turkiye. After agreeing to be Unique Stories’ first interviewee, we realized that we had been neighbors for almost two years… Coincidence? I don’t think so. A few days later, she was gracious to sit with me and to tell us more about herself, her work and of course, music.

-Melissa, could you introduce yourself?

I am 28, my father is English-Irish and my mother is Turkish. I moved a lot growing up due to my parents’ work. I graduated from the School of Oriental and African Studies (SOAS) with a Masters of Art in Social Anthropology and Development. 

-Melissa, bize kendini tanıtabilir misin?

Yirmi sekiz yaşındayım. Babam yarı İngiliz, yarı İrlandalı, annemse Türk. Annemle babamın işi yüzünden büyüme çağımda epey yer değiştirdim. SOAS (School of Oriental and African Studies) Üniversitesi’nde Sosyal Antropoloji ve Gelişim alanında yüksek lisans yaptım. 

-What is the Duke of Edinburgh Award and what is your role as Turkey’s National Director?

The Duke of Edinburgh’s International Award is present in 140 countries and it is designed for people between 14 and 24. In order to get the award, the participants get involved in activities including community service, physical recreation, skills development and nature exploration for a period of six to 18 months. We believe that it is important for younger people to develop such skills through non-formal ways of education. We mainly work with private schools, but we have also worked with state schools and street kids too. It is really a dream job: encouraging and helping young people to develop themselves while contributing to their community. 

-Edinburgh Dükü Ödül Programı ve senin Türkiye’nin ulusal direktörlük rolün hakkında bilgi verebilir misin?

Uluslararası Edinburgh Dükü Ödülü dünya çapında 140 ülkede veriliyor ve 14 ila 24 yaş arası insanlara hitap ediyor. Ödüle talip olan katılımcılar 18 ay boyunca topluluk hizmeti, fiziksel aktivite, beceri gelişimi ya da doğa keşfi gibi etkinliklere dahil oluyor. Gençlerin resmi olmayan eğitim yöntemleriyle bu tür becerileri edinmelerinin önemli olduğunu düşünüyoruz. Ağırlıklı olarak özel okullarla çalışıyoruz ama devlet okulları ve sokak çocuklarıyla da çalıştık. Bizimkisi aslında tam da insanların hayalindeki meslek: gençleri topluma katkı sağlarken kendilerini geliştirmesine teşvik etmek ve onlara bu konuda yardımcı olmak.

-What is the Duke of Edinburgh Award and what is your role as Turkey’s National Director?

The Duke of Edinburgh’s International Award is present in 140 countries and it is designed for people between 14 and 24. In order to get the award, the participants get involved in activities including community service, physical recreation, skills development and nature exploration for a period of six to 18 months. We believe that it is important for younger people to develop such skills through non-formal ways of education. We mainly work with private schools, but we have also worked with state schools and street kids too. It is really a dream job: encouraging and helping young people to develop themselves while contributing to their community. 

-Edinburgh Dükü Ödül Programı ve senin Türkiye’nin ulusal direktörlük rolün hakkında bilgi verebilir misin?

Uluslararası Edinburgh Dükü Ödülü dünya çapında 140 ülkede veriliyor ve 14 ila 24 yaş arası insanlara hitap ediyor. Ödüle talip olan katılımcılar 18 ay boyunca topluluk hizmeti, fiziksel aktivite, beceri gelişimi ya da doğa keşfi gibi etkinliklere dahil oluyor. Gençlerin resmi olmayan eğitim yöntemleriyle bu tür becerileri edinmelerinin önemli olduğunu düşünüyoruz. Ağırlıklı olarak özel okullarla çalışıyoruz ama devlet okulları ve sokak çocuklarıyla da çalıştık. Bizimkisi aslında tam da insanların hayalindeki meslek: gençleri topluma katkı sağlarken kendilerini geliştirmesine teşvik etmek ve onlara bu konuda yardımcı olmak.

What are some of your best memories?

I think that the Adventurous Journey is the award’s section I saw the biggest transformations in young people. They get to spend a day in nature, which often really gets them out of their comfort zone. They are walking 10 km a day and as the day advances, you can see a real change in their behavior: they are not checking their phones, the conversations become less and less because they understand that they need energy to finish their journey. They learn how to reconnect with themselves and show a great deal of resilience. In general I think that people grow when they experience things. We have a Turkish proverb saying, “One practice is better than thousands of advice.”

-Unutamadığın en özel anlar neler?

Sanırım gençlerdeki en büyük değişime ödülün Adventurous Journey (Maceralı Yolculuk) kısmında tanıklık ettim. Doğada bir gün geçiriyorlar ve böylelikle genellikle konfor alanlarının dışına çıkmış oluyorlar. Günde 10 km yürüyorlar ve günün ilerleyen saatlerinde davranışlarının nasıl gerçekten değiştiğini görüyorsunuz: Telefonlarına bakmayı bırakıyorlar, sohbetler giderek azalıyor, zira yolculuğu tamamlamak için enerjiye ihtiyaç duyduklarının bilincindeler. Kendileriyle yeniden temasa geçmeyi ve son derece dirençli olmayı öğreniyorlar. Genelde insanları deneyimlerin büyüttüğüne inanırım. Türkçede şöyle bir atasözü vardır: Bir musibet bin nasihatten iyidir.

 

-Can you tell us how music has influenced your life?

Music was always my first passion and a big part of my life. I know it sounds cliché but I’ve always been a music lover: not only as a performer but as a listener as well. My parents were very much into music: my mother was into Turkish traditional music and was an unconditional fan of Queen. My father loved different types of music from Bach to Black Sabbath. 

-Müzik hayatında ne gibi bir etki yarattı?

Müzik her daim ilk tutkum ve hayatımın çok büyük bir parçası oldu. Kulağa klişe gelecek ama müziğe hep aşıktım, yalnızca icracı değil dinleyici olarak da. Annemle babam müzikle çok haşır neşirdiler, annem geleneksel Türk müziği severdi ve aynı zamanda sadık bir Queen hayranıydı. Babamsa Bach’tan Black Sabbath’a farklı tür müzikler dinliyordu.

 

 

What were your first steps as a musician?

I was casually playing music in my teens and in uni, but I really started to be more serious about it when I moved to Spain for work. I was living on my own in a place I wasn’t familiar with. It was a bit scary, but at the same time, I loved living in a quiet place connected to nature and experiencing a new culture. I had more time to reflect on myself, which direction I wanted to give to my life and to focus more on music. In my band Soul Dimension we were playing different styles from punk to reggae. 

-Müziğe ilk adımını nasıl attın?

Ergenlik çağımda ve üniversitede öylesine müzik çalıyordum ama çalışmak üzere İspanya’ya gittiğimde daha ciddiye almaya başladım. Aşina olmadığım bir yerde kendi kendime yaşamaya başlamıştım. Biraz ürkütücüydü bu durum, ama aynı zamanda sakin bir yerde doğayla iç içe yaşamak ve yeni bir kültürü tanımak hoşuma gitti. Kendi hayatım ve hayatıma nasıl yön vereceğime dair daha fazla düşünecek ve müziğe daha çok odaklanacak vaktim vardı. Soul Dimension grubumuzda punk’tan reggae’e farklı tarzlarda müzik yapıyorduk.

Were you part of Zeytin from the start?

When I came back to Turkey, I got in touch with Yunus Kart, a childhood friend I always wanted to make music with. Shortly after, Ozan Erhan Keskin, Metin Özçakır, Alper Çakıroğlu and finally Emre Yusufi joined us and Zeytin was born. So far, we released two singles, performed mostly in Turkey but last year, we were part of the “Goulash Disko and Seasplash” in Pula, Croatia. You can listen an acoustic jam of the group featured on B!P, Karnaval Radio
here: http://karnaval.com/tv/video.php?video_id=3369&channel_id=5
 

-Başından beri Zeytin grubunda mıydın?

Türkiye’ye döndüğümde ne zamandır birlikte müzik yapmak istediğim çocukluk arkadaşım Yunus’la temasa geçtim. Kısa süre sonra Ozan Erhan Keskin, Metin Özçakır, Alper Çakıroğlu ve Emre Yusufi de aramıza katıldı ve böylece Zeytin grubu doğdu. Şimdiye dek iki single’ımız çıktı, çoğunlukla Türkiye’de sahne aldık ama geçen sene Hırvatistan’ın Pula şehrinde “Goulash Disko and Sea Splash” festivaline katıldık. Grubumuzun akustik jam’ini Karnaval Radio’dan dinleyebilirsiniz.

 

You are also the co-founder of Jam Sessions Turkey. Can you tell us more about it?

One day, we went to a jam session organized by Deniz Özeren, one of Yunus’ friends in Besiktas. Nothing was planned, but we played with different instruments and musicians for over three hours. It was a true magical moment, and it became a regular thing. In March 2015, Deniz, Yunus and I started the Jam Sessions Turkey. So far, it’s been going quite well and once a month, musicians share a stage for one evening and enjoy making music together in a friendly environment. In the future, we would like to spread the jam love and promote different types of jam sessions in Istanbul to create a big musicians’ community. 

-Jam Sessions Turkey’i ortaklaşa kurdun. Biraz bahsedebilir misin?

Bir gün Yunus’un arkadaşlarından birinin Beşiktaş’ta düzenlediği bir doğaçlama müzik etkinliğine (jam session) gittik. Önceden hiçbir planımız yoktu ama üç saati aşkın süre boyunca farklı enstrüman ve müzisyenlerle müzik yaptık. Gerçekten büyüleyici bir andı ve sonra devamı geldi. 2015 Mart Jam Sessions Turkey’i başlattık, iyi de gidiyor. Ayda bir müzisyenlerin bir araya gelerek gece boyunca aynı sahneyi paylaştığı ve dostane bir ortamda birlikte müzik yaptığı bir etkinlik. İleride bu doğaçlama müzik sevgisini daha da yaygınlaştırıp İstanbul’da daha büyük bir müzisyenler topluluğu yaratmak adına farklı türde doğaçlama müzik etkinliklerini teşvik etmek istiyoruz.

How do you think music play a role in social change?
I definitively believe that music creates social change. I also think that it has the power to transcend everything, establish deep connections and make people come together, especially during rough times. That’s why we didn’t cancel the jam sessions during the attacks in Ankara in October and in Paris in November. We wanted to share our sadness together and transcend it through music.

-Müziğin toplumsal değişimde ne gibi bir rol oynadığını düşünüyorsun?

Müziğin kesinlikle sosyal değişim yarattığına inanıyorum. Aynı zamanda her şeyin ötesine geçebilme gücüne ve özellikle zor zamanlarda insanlar arasında derin bağlar kurduğuna, bir araya getirdiğine inanıyorum. Ekim ayında Ankara’daki, Kasım’da da Paris’teki saldırılar ertesinde bu yüzden etkinliklerimizi iptal etmedik. Üzüntümüzü paylaşarak müzikle bu üzüntüyü aşmak istedik.

Last question, what’s your favorite quote?
« Be the change you wish to see in the world » by Gandhi.

Son soru, en sevdiğin alıntı nedir?
Gandhi’nin “Dünyada görmek istediğin değişimin kendisi ol” sözü.