Spoken Word Istanbul: Using Words to Connect People and Building Communities(TURKISH TRANSLATION)

I believe that words have the power to rebuild what’s been destroyed, create what doesn’t exist yet and build healthy and sustainable societies. And while there is still a long way to go, there is at the heart of Istanbul, a community where filters and artifices are left at the door. At Spoken Word Istanbul, writers, poets, singers and any other type of performers use their words to create a true connection between each other. Every Tuesday, a different crowd of curious souls, regular and first-time performers gathers and rapidly fills the seats of Taksim’s Arsen Lüpen. And every time I attend Spoken Word, I witness people crippled with anxiety coming on stage and overcoming their stage fright and deliver mesmerizing performances. If Spoken Word Istanbul is becoming one of the most sought-after cultural events in the “I” city, it is greatly because of the tremendous effort of its host and founder, Merve Pehlivan. Four years ago, she decided to create an environment to allow locals, expats or passing souls would come together for a night and express themselves. I had the chance to attend SWI as a member of the audience but also as a performer, and one of the things that always amazed me is Merve’s ability to switch hats with great ease from being vulnerable on stage to being a reassuring presence for whoever wants to perform. I first interviewed Merve at her alma mater in Boğaziçi University, and she gracefully accepted to sit again for a chat this week to speak about her aspirations, dreams and Spoken Word’s exciting upcoming projects.

Sözcüklerin yıkıp gideni yeniden inşa etme, henüz var olmayanı yaratma ve sağlıklı ve yaşayan toplumlar oluşturma gücü olduğuna inanıyorum. Daha kat edilecek yol çok olsa da, bugün İstanbul’un kalbinde filtreleri ve kurnaz hileleri kapı dışı bırakan bir topluluk var. Spoken Word İstanbul’da yazarlar, şairler, müzisyenler ve diğer performansçılar sözcüklerini ifade ederek birbirleri arasında gerçek bir bağ yaratıyor. Her Salı akşamı yepyeni bir meraklılar kitlesi, müdavimler ve ilk defa sahneye çıkacak olanlar Taksim’deki Arsen Lüpen’de hızla yerini alıp mekanı dolduruyor. Spoken Word’e her katıldığımda kalabalık önüne çıkma endişesiyle neredeyse iki büklüm olan insanların sahne korkularını yenip büyüleyici bir performans sahnelediğine tanık oluyorum. Eğer Spoken Word İstanbul “Ben” şehrinin en aranan kültürel etkinliği haline geliyorsa bunu etkinliğin kurucusu ve sunucusu Merve Pehlivan’ın olağanüstü gayretine borçlu. Merve dört yıl önce İstanbul’un yerlileri, yabancıları ve misafirlerinin bir araya gelip kendilerini ifade ettikleri bir ortam yaratmaya karar vermiş. Benim de SWİ’ye hem dinleyici hem de performansçı olarak katılma şansım oldu. SWİ gecelerine dair bende daima hayranlık uyandıran şeylerden biri Merve’nin sahnede hem tüm kırılganlığıyla var oluşu, hem de oraya çıkmak isteyen herkese güven aşılıyor olması. Merve’yle ilk röportajımızı mezun olduğu Boğaziçi Üniversitesi’nde gerçekleştirdik. Bu hafta yine bizi kırmayarak umutları, hayalleri ve Spoken Word’ün heyecan verici yeni projelerini anlatmak üzere bizimle sohbet etti.

-Hi Merve, why have you chosen Boğaziçi University campus for our interview?

Apart from the fact that it is my alma mater, I believe that its environment had a huge impact on the person I’ve become. Boğaziçi University has the reputation of not only drawing the best students in the country, but it is also traditionally known as the “fortress of liberties and freedom”. It was here that I was introduced to a great variety of lifestyles, ideologies and backgrounds and a deep-rooted culture of respect for diversity. I felt cherished and I could be myself in this campus at a time when a girl with a headscarf (I was one) was barely welcome and respected in public space. At Boğaziçi we learned to think beyond the confines of our truths; truths which we’d thought belonged to us. In fact, we learned that we could define everything from scratch. A few years ago I met with a dear professor of mine, Ms. Kim Fortuny and she said to me: “Boğaziçi is a part of your history but you are a part of its history as well.” For a lot of truly inspiring  people I met here, I like to think this is true.

-Merhabalar Merve. Röportaj mekanımız için neden Boğaziçi Üniversitesi’ni seçtin?

Mezun olduğum okul olmasının yanı sıra, bu ortamın beni ben yapan en büyük etkenlerden biri olduğuna inanıyorum. Boğaziçi Üniversitesi yalnızca ülke çapındaki en iyi öğrencileri cezbetmesiyle değil “özgürlüklerin kalesi” olmasıyla da bilinir. Burada son derece farklı yaşam tarzı, ideoloji ve geçmişe sahip insanlarla ve çeşitliliğe duyulan köklü bir saygıyla tanıştım. Bu kampüste bana değer verildiğini hissediyordum ve başörtülü bir kızın (o vakit başörtülüydüm) kamusal alanda pek az kabul gördüğü ve saygı duyulduğu bir zamanda kendim olabiliyordum. Boğaziçi’nde kendi doğrularımızla bize ait olduğunu zannettiğimiz doğrularımızla çizdiğimiz sınırların ötesinde düşünmeyi öğrendik. Esasen her şeyi baştan tanımlayabileceğimizi de. Birkaç yıl önce eski hocam Kim Fortuny’yle buluştum. Bana şöyle dedi: “Boğaziçi sizin kişisel tarihinizin bir parçası ama siz de Boğaziçi’nin tarihinin birer parçasısınız.”  Burada tanıştığım gerçekten ilham verici birçok kişiyi düşündüğümde hocamın sözlerine hak verdiğimi düşünüyorum.

-Could you tell us more about yourself?

I come from a traditional, conservative background and I was an observant Muslim until a few years ago. Then I chose to be someone completely different. I am a writer, translator and interpreter currently based in Istanbul. I am obsessed with Rome, Paris is closest to what I call home after Boğaziçi and Istanbul is a sometimes difficult lover I am curious to know more about. Fitzgerald’s writing makes me cry with envy, I wish I could go back to the time when Vermeer was alive or when Caravaggio was caught up in nasty brawls in the streets of Rome.

-Biraz kendinden bahsedebilir misin?

Geleneksel, muhafazakar bir kökenden geliyorum, birkaç yıl öncesine dek dindar bir Müslümandım. Sonrasında bambaşka biri olmaya karar verdim. Yazar ve çevirmenim, şu anda İstanbul’da yaşıyorum. Roma’ya gönlümü fena kaptırdım, Boğaziçi’nden sonra evim diyebildiğim ilk yer Paris ve İstanbul da daha fazla tanımaya merak sardığım biraz zor bir sevgili benim için. Fitzgerald’ın eserlerini okurken kıskançlıktan ağlayasım geliyor, Vermeer’in yaşadığı döneme ya da belalı Caravaggio’nun Roma sokaklarında kavgaya tutuştuğu günlere zaman yolculuğu yapsam ne güzel olurdu diye iç geçiriyorum.

 

-Did you have a clear direction when you started Spoken Word four years ago? If so, what were your inspirations?

SWI is inspired by and is sister to Spoken Word Paris, founded by a dear friend David Barnes. I was a part of the Anglophone literary scene in Paris six years ago and wanted to start a sister community here in Istanbul. At first, I was in search of English-speaking writers and kindred spirits in Istanbul, and I didn't know how to reach out to the expat community. Over the years, Spoken Word has hosted scores of gifted writers, both residents of Istanbul and travelers, and sustained a community that cherishes, honors and inspires spoken word. I also wanted to introduce and spread the concept of “spoken word performance” to Istanbul. SWI is a community first of its kind.

-Dört yıl önce Spoken Word’ü kurarken aklında net bir yönelim var mıydı? Eğer öyleydiyse sana ilham kaynağı olan şeyler neydi?

SWİ arkadaşım David Barnes’ın kurduğu Spoken Word Paris’ten aldığı ilhamla ona bir nevi kardeş olarak doğdu. Altı yıl önce Paris’teki anglofon edebiyat camiasının içindeydim, İstanbul’a döndüğümde burada da benzer bir topluluk kurmayı düşündüm. Önce İngilizce yazan yazarlara ulaşmaya çalıştım ama İstanbul’da yaşayan yabancılara nasıl ulaşacağımı pek bilmiyordum. Yıllar geçtikte Spoken Word sahnesi İstanbul’da yaşayan ya da yalnızca ziyaret eden onlarca yetenekli yazarı ağırladı ve sözlü ifadeye değer veren, saygı gösteren ve ilham olan bir camia olageldi. İstanbul’a “spoken word” yani sözlü ifade performansı kavramını taşımayı düşündüm. SWİ benzeri olmayan bir kitle.

-How does a regular SW session usually go down? 

The sign-up starts at about eight o'clock. I usually try to mix up the order of genres on the list. After a brief introduction, I remind the audience that we're not "sexist, racist or homophobic". Right after that reminder, I invite the first performer of the night. Spoken Word comes alive and is kept alive by its performers, therefore it entirely depends on the vibe they bring along. 

Check out Rowan’s performance about his love-hate relationship with Istanbul here:

https://www.youtube.com/watch?v=iviow1e3YHk

-Normal bir SW gecesi nasıl geçiyor? 

Saat sekiz civarı isimleri yazmaya başlıyoruz. Genelde listedeki ifade türlerinin sırasını değiştirmeye çalışıyorum (şiir, şarkı vb.) Kısa bir girizgahtan sonra mevcut kitleye “cinsiyetçi, ırkçı ya da eşcinsel karşıtı” olmadığımızı hatırlatıyorum. Bu hatırlatmadan sonra gecenin ilk performansçısını sahneye davet ediyorum. Spoken Word performansçıları sayesinde hayat buluyor ve bu nedenle onların beraberinde getirdikleri hava gecenin tonunu belirleyebiliyor.

Rowan’ın İstanbul’la nasıl aşk ve nefret ilişkisi içinde olduğunu anlattığı performansı için bakınız:

https://www.youtube.com/watch?v=iviow1e3YHk

-As a host, what’s your primary concern?

I don’t have stage fright, but I still get nervous when I am on stage. Because I am aware that speaking in front of a room full of people might be nerve-wracking, my primary concern is that people feel safe out there. The best thing about SW is that whatever you feel like sharing there is an audience for you. You don’t need to be a star, it’s ok to stutter, forget the lines or do less than you expect from yourself. The atmosphere is warm; people come here not to judge but to support each other.

-Sunucu olarak en temel önceliğin nedir?

Sahne heyecanı pek yaşamam ama sahnedeyken hala gergin olabiliyorum. Koca bir oda dolusu insanın karşısında konuşmanın ne kadar endişe verici olabileceğini bildiğimden ilk önceliğim insanların kendilerini güvende hissetmelerini sağlamak. SW’nin en güzel yanı, her ne paylaşmak isterseniz isteyin sizi dinlemeye hazır bir kitle sunması. Yıldız gibi parlamanıza gerek yok, diliniz sürçebilir, söyleyeceklerinizi unutabilir ya da beklediğinizden daha düşük bir performans sergileyebilirsiniz. Sıcak bir atmosfer var SW’de, insanlar birbirlerini yargılamak için değil destek olmak için geliyorlar.

-Is the self-expression scene widespread in Istanbul, or is it mostly the same people performing? 

Ah, the question sounds like an ideal vision of Istanbul. I wish “self-expression scene” was a solid thing in town! As far as I know, Spoken Word Istanbul is still unique in its blend of poetry, prose, music, stand-up comedy, improv (the list goes on). There are improv ‘nights, concerts, comedy nights and poetry readings elsewhere but Spoken Word welcomes all of this and more. In fact, we don't even impose a strictly defined "genre", you can show up and tell us whatever you want to share with an audience. We have a core group of regulars, but I think the beautiful thing about SW is that it reinvents itself every single time.

-İstanbul’da bunun gibi insanların kendini ifade ettiği başka kitleler de var mı yoksa genelde hep aynı insanlar mı sahne alıyor?

Bu soru gerçekten ideal İstanbul hayalini yansıtıyor. “İnsanların kendilerini ifade ettiği başka kitleler” şehrimizde hakikaten kuvvetli bir varlık gösterse keşke! Bildiğim kadarıyla Spoken Word İstanbul şiir, düzyazı, müzik, stand-up şov, doğaçlama vb. birçoksözlü ifade türüne yer vermesi itibarıyla hala tek olma özelliğini koruyor. Doğaçlama tiyatro sahneleri, konserler, komedi geceleri ve şiir okumalarının yapıldığı başka yerler mevcut ama Spoken Word tüm bunları ve daha fazlasını kapsıyor. Hatta “tür” tanımını bile kesin sınırlarla çizmiyoruz, çıkıp istediğiniz şeyi paylaşabilirsiniz. Müdavimlerimiz diyebileceğimiz bir çekirdek kitlemiz var ama SW’yi güzel kılan niteliklerden biri her gece kendini yeniden yaratıyor olması.

-Is there a typical SWI crowd?

We mostly draw English-speaking expats, but we are open and encourage performances in any language. We have writers, poets, musicians, actors and anybody who is interested in taking the stage to do their thing. It hosts a diverse range of performances by professionals and amateurs alike. But mostly amateurs because Spoken Word Istanbul is a safe space for trying out new ways of expressing oneself, voicing whatever you want to let out and touch the lives of others. This is where you can grow as artist, as human because we love and value every spoken word and we are ready to listen to you. From the funny but relatable stories of first-dates-gone-weird to the more relatable words on lost love, from folktales to heart-wrenching stories of losing a friend to police violence, we are privileged to listen to an ever-growing variety of voices.

-Tipik bir SWİ kitlesi var mı?

Ağırlıklı olarak anadili İngilizce olan ya da İngilizce bilenleri kendine çeken bir oluşumuz ancak her dilde performansa açığız ve teşvik de ediyoruz. Aramızda yazarlar, şairler, müzisyenler, oyuncular ve herhangi bir şekilde kendini ifade etmek isteyenler mevcut. Hem profesyonel hem de amatörleri içine katan çok çeşitli performanslarımız oluyor. Ama daha çok amatör bir kitleyiz zira Spoken Word İstanbul kendinizi ifade etmenin yeni yollarını denediğiniz, açığa vurmak istediğiniz her ne varsa seslendirdiğiniz ve başkalarının hayatlarına dokunduğunuz güvenli bir alan. Hem sanatçı hem de insan olarak kendinizi geliştirdiğiniz bir yer burası çünkü sözle ifade ettiğiniz her şeye değer veriyoruz ve sizi dinlemeye hazırız. İlk kez çıktığı kız ya da oğlanla başına gelen tuhaf ama tahmin etmesi güç olmayan komik öykülerden kaybedilen aşklara, halk masallarından polis şiddetine kurban verdiği arkadaşı anlatan yürek yakan öykülere her geçen gün çeşitlenen sesleri dinliyor olmanın ayrıcalığını taşıyoruz.

-Turkey and Istanbul have had troubled times over the past months. Do you think that now more than ever, words can positively change the world?

Absolutely. Right after the attack in Taksim in March, we felt compelled to come to Arsen Lüpen and go ahead with our regular night because we wanted to show solidarity with the bar owners and friends who live and work in that area. Our slogan was: “In celebration of life and peaceful word, we will be at Arsen Lüpen tomorrow.” What if not words have brought about cataclysmic change in societies throughout the history? We need more of the culture of SWI precisely because yes it is possible that you can be yourself without any fear of retribution and yes you can find a safe outlet to release whatever pain might have built up in you in tough times.

-İstanbul ve genel olarak Türkiye son aylarda zor zamanlardan geçti. Sözcüklerin bugün her zamankinden daha fazla dünyayı daha iyiye götürebileceğini düşünüyor musun?

Kesinlikle. Mart ayında Taksim’deki bomba eyleminin arkasından programımızı bozmadan Arsen Lüpen’e gelip etkinliği düzenleyelim dedik çünkü hem Arsen Lüpen’deki hem de burada yaşayan, çalışan arkadaşlarımızla dayanışma içinde olmayı istedik. Sloganımız şuydu: “Hayat ve barışçıl sözü kutlamak için yarın akşam Arsen Lüpen’de olacağız.” Tarih boyunca toplumlarda sarsıcı değişimlere yol açan şey sözcükler değilse nedir? SWİ kültürüne daha fazla ihtiyacımız var çünkü evet cezalandırılma korkusu olmadan kendiniz olma imkanınız var ve yine evet zor zamanlarda içinizde biriken her ne acı varsa paylaşabileceğiniz güvenli bir ortam mevcut.

-How are you planning to grow Spoken Word’s audience in the upcoming weeks? Months?

In the future, we would love to launch a Turkish sister to the predominantly English Spoken Word Istanbul. Turkish performers are of course more than welcome and are highly encouraged to come on stage but I sometimes feel that Turkish performers who don’t speak English feel a little excluded and are shy to sign up. It is such a pity because it seems like we are missing out on really talented performers with amazing stories or work to share with us. With a  Turkish Spoken Word, we hope to extend SWI’s beautiful spirit beyond the expat community and create a venue in which language won’t be an obstacle for monolingual Turkish speakers. We are also interested in going beyond Istanbul. In two weeks, we will be organizing our first writers’ retreat in Datça from June 13th through June 19th. Writers who need some time off the sweet but tiring chaos of Istanbul are welcome to join us anytime during the week. (Please find the details on the SWI website here.)

-Önümüzdeki haftalarda ya da aylarda Spoken Word’ün kitlesini nasıl büyütmeyi düşünüyorsun?

Yakın gelecekte halihaızrda ağırlıklı olarak İngilizce konuşulan Spoken Word İstanbul’a eş Türkçe bir etkinlik düzenlemeyi arzu ederiz. Türkçe performanslara elbette son derece açığız, ki hatta özellikle teşvik ediyoruz ancak bazen İngilizce bilmeyen Türk performansçıların kendilerini hafif dışlanmış hissedip ismini yazdırmaktan kaçındığını hissediyorum. Bu gerçekten üzücü zira böyle olunca harika öyküleri veya eserleri olan birçok yeteneği kaçırmış oluyoruz. Türkçe Spoken Word’le birlikte SWİ’nin olumlu ruhunu burada yaşayan yabancıların ötesine taşıyıp başka dil bilme zorunluluğu olmadan Türkçe konuşan kitleye bir sahne kurmayı arzu ediyoruz. İstanbul’dan öteye gitme gibi bir niyetimiz de var. İki hafta sonra 13-19 Haziran arası Datça’da ilk yazarlar kampımızı düzenliyor olacağız. İstanbul’un tatlı sert kaosundan uzak kalmaya ihtiyaç duyan yazarları bu tarihler arasında herhangi bir gün aramızda görmeyi isteriz. (Ayrıntılar SWİ’nin internet sitesinde.)

-Finally, I’d like you to end this interview with your favorite quote.

“I don’t know what I think about certain subjects … until I sit down and try to write about them.” —Don DeLillo This is an experience I echo quite deeply.

-Son olarak röportajı en sevdiğin alıntıyla kapatalım.

 “Bazı konulara dair ne düşündüğümü oturup üzerine bir şeyler yazmaya çalışmadan bilmiyorum.” —Don DeLillo Bu hissi sıklıkla yaşıyorum diyebilirim.

For more information about Spoken Word, check out their Facebook page or their website at http://www.spokenwordistanbul.com. Hope to see you there!

Spoken Word hakkında daha fazla bilgi için SWİ’nin Facebook sayfasını ya da internet sitesini ziyaret edebilirsiniz: http://www.spokenwordistanbul.com. Bir SWİ akşamında görüşmek üzere!

 

Pictures: Courtesy of Mehmet Sallak, Orhan Talibov and Jennifer Migan.